Sevilmemiş Çocuk (Anne ve Kız-2)
Merhaba kızım.
Her şeyden önce şunu söylemek isterim ki cenazemde döktüğün göz yaşı beni çok gururlandırdı. Biliyorum gerçek değildi, aslında benim için de değildi o gözyaşları ama olsun. Bunu senden ve benden başka bilen yok nasıl olsa. Önemli olan dışarıdan nasıl göründüğümüzdü ve her şey çok güzeldi.
Evet, şimdi gelelim diğer meselelere. Seni sevmediğimi, bir ilişkimiz olmadığını söylemişsin, oradan başlayalım istersen. Bir anneye böyle şey söylenir mi? Evet söylenir. Haklısın çünkü, hiç sevemedim seni. Babanı da sevmezdim zaten. Aslında benim hayatımda sevgi, hiçbir zaman yol gösterici değildi. Hatta bana beyninde duygu merkezi eksik deselerdi inanırdım. Çocukluğumdan beri öyleydim, sanki ilişkilerle ilgili yaptıklarımı içimden gelerek değil de, etrafımdaki hareketleri taklit ederek yapıyordum. Birbirini seven insanların hareketlerini taklit ediyordum. Mesela güzel sözleri, güler yüzleri… Ama o sarılma kısmını hiç yapamadım. Bunun için bana kızma lütfen, yapım böyleydi, duygular eksikti bende. Okulda çok başarılı olduğum ve hep bununla övüldüğüm için zekâmı ön plana çıkararak yaşadım ben. Bu her zaman insanları etkiliyordu, çoğu işimi bu şekilde çözüyordum. İçeride neler olduğunun ya da olmadığının bir önemi yoktu insanlar için. Hep başarılı bir öğrenci olarak, iyi bir çalışan olarak övüldüm. İşte bu dışarıdan bakınca görülen şeyleri parlatmaya uğraştım hep. Babanla da bu yüzden evlendim. Zengin ve başarılı bir iş adamı olarak imajıma yeteri kadar katkı sağladı.
Belki haklı olarak soracaksın, madem duyguların yoktu, neden çocuk yaptın diye. Çok yerinde bir soru. İşte burada sana diyeceğim ki, sosyal kabul. Kendimi her zaman çoğu insandan üstün görsem de, hep başkalarına bakarak yolumu çizdim ben. Pusulam hep kalabalıklar oldu. Çoğunluk ne yapıyorsa doğru olan oydu bana göre. Çocuk yaparken de tahmin edersin ki farklı bir tavır sergilemedim. İnsan doğar, büyür, kabileden atılmamak için ona söylenenleri yapar, okul okur, işe girer, evlenir, çocuk yapar, sonra kendi çocuklarına çocuk yapması için baskı yapar, bir süre torun sever, sonra da ölür. Doğru yol budur çünkü herkes böyle yapar. Ben de çocuk yapmaya karar verirken daha fazlasını düşünmedim. Hatta ortada bir karar bile yoktu; sıra çocuk yapmaya gelmişti ve yapılacaktı.
Duygular konusunda neden böyleydim bilmiyorum. Belki bir tür anomaliydi bu. Belki daha ileri bir tarihte doğmuş olsam Asperger var sende diyeceklerdi, bilmiyorum. Böyle teşhisler pek konmuyordu bizim zamanımızda. Onu bilmem ama son zamanlarda çok popüler olan “narsizm” terimine katkı sağlayan insanlardan olduğumun da farkındayım. Sen çok ezildin büyüklenmeci tavırlarımın altında ama baban severdi bu hallerimi, saygı duyardı bana. Etrafım da hep kalabalıktı. Arkadaş toplantılarında yaptığım abartılı ve neşeli konuşmalar, cümleler arasına serpiştirdiğim kendimi övmelerim, kibarlığım, insanlara yağdırdığım övgüler hep onlara çok etkileyici gelmişti. Kendimi sahnede hissedeceğim ortamlar yaratmayı seviyordum. Ben sahnede olmaktan haz alıyordum, insanlar da gösteriyi seyretmekten memnundu.
Bu gösteriyi canlı tutmak için benim parlamam yetmezdi, benimle bağı olan herkes de parlamalıydı. Neyse ki babanın etkileyici bir iş hayatı vardı, onun için çok uğraşmama gerek kalmıyordu. Ama sen… Sen tam bir hayal kırıklığıydın. Öyle ki, yapılması gerektiğini düşündüğüm halde ikinci çocuğu yapmaya cesaret edemedim senden sonra. Asla bana benzeyen bir çocuk değildin. Ne benim güzelliğimden, ne de zekâmdan almıştın. Seni ne yapacağımı hiç bilemedim. Güzel bir bebek değildin ama bir süre ümidimi kaybetmedim, belki değişirsin diye ama yıllar içinde değişen bir şey olmadı. Okula başladığında en azından başarılı olursun diye ümitlendim. Oldun da aslında ama çok uğraşmak zorunda kalıyordun. Benim gibi rahatça yapamıyordun bunu. Bu yüzden küçüldükçe küçülüyordun karşımda. En azından bunun hazzını yaşatıyordun bana. Senin annen olmak hoşuma gitmese de “anne” olmak hoşuma gidiyordu. Birinin bana muhtaç olması, ne dersem onu yapması, her şeye rağmen beni sevmesi, hayranlık duyması hoşuma gidiyordu. Anneliğin fazlasıyla kutsallaştırılması da işimi çok kolaylaştırıyordu doğrusu.
Sana davrandığım gibi başka birisine davransam beş dakika yanımda durmazdı. Ama senin yanımda durmaktan başka şansın yoktu. Benim istediğim şeyleri, benim belirlediğim miktarda yemeli, benim seçtiğim kıyafetleri giymeli, benim istediğim zaman dışarı çıkıp, benim istediğim zamanda eve dönmeli, benim istediğim kişilerle arkadaşlık etmeli, benim istediğim okullarda okumalı, benim istediğim mesleği seçmeliydin. Uzun yıllar üzerindeki hükümdarlığım devam etti. Ama tabi senin de evden ayrılma zamanın geldi bir gün. İşe girip kendi hayatını kurduğunda yollarımız ayrıldı. Sadece fiziksel olarak uzaklaştık birbirimizden çünkü duygusal olarak bir bağımız yoktu zaten. Sen gittiğinde eksikliğini hissettim tabi, kendimi eskisi kadar güçlü hissedemiyordum. İyi paralar kazanıp özgürlüğünü iyice eline aldığında artık hiç müdanan kalmamıştı. Sendeki bu değişimle beraber benim sana tavrım da yıllar içinde daha saygılı bir hal aldı ama sana her baktığımda içindeki o küçük, zayıf kızı görmeye devam ettim. Sen de bunun farkındaydın ve küçük kızı gizleyebilmek için dışarıdan kendini parlattıkça parlatıyordun. İşinle, sahip olduklarınla, kıyafetlerinle bana kendini kanıtlamaya çalışıyordun. Bunlar benim de gözümü kamaştırsa da sana belli etmiyor ve üstten bakmaya devam ediyordum. Takdir edilme hazzını hiçbir zaman yaşatmadım sana. Yıllar geçtiği halde kazandığın en ufak başarıda koşa koşa bana geliyordun. Bense bu başarıların arkasında hep başka şeyler arıyordum, senden beklemediğim için. Dedim ya, takdir edilmenin hazzını hiç yaşatmadım sana. Yapacağın hiçbir şey seninle ilgili fikrimi değiştirmeyecekti. Hak etmediğin halde seni alkışlayamazdım. Olduğun gibi de kabul edemezdim. Seni olduğun gibi kabul edip sevmek demek kendi başarısızlığımı, ortalama bir çocuk doğurduğumu, bu işte benim de payım olduğunu kabul etmek demekti. Bunu asla kabul edemezdim.
Bu saatten sonra bir şeylerin değişeceğini düşünme. Aman canım, biz de çocuk olduk. Annemiz babamız karnımızı doyurmanın derdindeydi. Yokluk içinde hayatta kalmaya çalışırken kimse sevginin peşine düşmüyordu. Senin de beni bırakıp yoluna devam etmen lâzım ama görüyorum ki onu da beceremiyorsun. Rica ederim beceriksizliklerinden beni sorumlu tutma. Bütün bu anlattıklarımdan fazlasını veremem sana. Bundan sonra ne yapacağın sana kalmış.
Biliyor musun çok da sıkıldım bütün bu konuşmadan. Alışık değilim böyle dramlara. Ben yapmam böyle şeyler zaten. Bir dakika… Hakikaten, kim yazdırıyor bunları bana?