PUSLU
KAFA

Yayınlanma: 16.07.2025


İspanyolca

Madrid’deyim.

Şirin mi şirin bir kafede oturuyorum. Kitabım, kahvem, defterim, kalemim - her şeyim tamam. Tek sorun kafedeki İspanyollar. Gürültüyle ve hep bir ağızdan konuşuyorlar.

İçerisi hep İspanyolca… Hava yerine İspanyolca var, İspanyolca soluyorum. Üstüm başım İspanyolca. Kahvemin kokusu, tadı İspanyolca…

Okuduğumdan hiçbir şey anlamıyorum.

Kitaptan vazgeçip dışarı çıkıyorum. Geniş, ağaçlıklı bir caddede yürüyorum. Hem tanıdık hem değil. Ağaçların, kuşların dili aynı da insanlarınki başka. Arkamdan gelen, yanımdan geçen insanları duyuyorum. Ama bir uğultudan farksız, anlamıyorum. Bazen şaşırıp dikkat kesiliyorum, biri Türkçe konuştu sanıyorum ama yanılıyorum.

Tasmalı bir kedi görüyorum kaldırımda. Evden kaçmış belli ki. Eğilip yanıma çağırmak istiyorum. “Pisi pisi” diyorum, yüzüme bile bakmıyor. Beni anlamıyor. İspanyolca giriyor aramıza.

Kediyi kaldırımda bırakıp uzaklaşıyorum. Türkçe’yi takıyorum koluma, yürüye yürüye eve gidiyoruz. Sohbet ediyoruz giderken, insanlar bize bakıyor garip garip. Ne yapalım, biraz da onlar anlamasın. Benim keyfim yerinde.

İspanyolca