Sıkıldım
Herkesin her şeyi bilmesinden, bir benim bilmememden sıkıldım.
Sosyal medyanın dikkatimizi çaldığını sosyal medyadan duyuran, kendilerini hariç tutan, hesabını aktif tutabilmek için her gün paylaştığı “faydalı” içeriklerin de, aralara sıkıştırdığı “kahve keyfi” fotoğraflarının da insanların vaktini çaldığını idrak edemeyenlerden sıkıldım.
Sosyal medyada, çok takipçisi olanlara her konuda duyarlı olmaları gerektiği ile ilgili ders vermeye çalışan, tepki gösterme işini onlara devreden az takipçili insanlardan sıkıldım.
“Kahvaltı aslında günün en önemli öğünü değildir, bu bir mısır gevreği firmasının eski bir reklam sloganıdır,” cümlesinden ve Marshmallow Testi’nden, eğer tekrar duyarsam dünyanın bütün yemeklerini (yemediklerim de dahil) kusacak kadar sıkıldım.
Sanki yıllardır orada değilmiş de yeni bulunmuş gibi herkesin “prefrontal korteks”ten bahsetmesinden, beynin bölümünün bile moda olmasından sıkıldım.
Nobel matematik ödülünün olmayışından sıkıldım.
.
Tek başarısı nasıl başarılı olunacağını anlatmak olan kişisel gelişimcinin videolarını izlemeyi tek işi haline getirdiğini, izlemeyi bıraksa kendisini tatmin edecek bir şeyler yapmaya vakti olacağını göremeyenlerden sıkıldım.
Herkes aynı mizaçta ve biyolojik yapıdaymış gibi, birinin çıkıp da sabah beşte uyanıp, beş kilometre koşup, soğuk duş alıp, ketojenik kahvaltısını yaptıktan sonra işe gidip çok başarılı oluşunu herkesin yapabileceği ya da yapmak isteyeceği şeylermiş gibi anlatıp milletin iyice oturduğu yere çakılmasına ve canının börek istemesine sebep olmasından sıkıldım.
Başarı deyince her seferinde dünyanın en zengin üç-beş isminin söylenmesinden sıkıldım.
“Ben çok içe dönüğüm,” deyip günde elli tane paylaşım yapandan da, “Ben çok dışa dönüğüm,” deyip yalnızlık korkusundan insanlara yapışandan da sıkıldım.
Her kabahati kendinde bulandan da, bütün suçu çocukluk travmalarına atıp kenara çekilenden de sıkıldım.
Yere bakarak yürümekten, yerdeki bütün tükürükleri görmekten sıkıldım.
.
Kadını, kediyi, köpeği döven, öldüren aciz ve ahmak erkeklerden; kızının ev işi yapmasını doğal bir sistem ayarı olarak gören, oğluna hiçbir iş yaptırmayıp beceriksizce hayata salarak başka kadınların başına bela eden kadınlardan sıkıldım.
Ev işleri ve çocuk bakımının otomatik olarak kadının görevi olarak görülmesinden, sanki bir ara bir sözleşme yapılmış da kadının haberi yokmuş gibi davranılmasından sıkıldım.
Bir kadının nasıl davranması, nasıl giyinmesi gerektiğine karar vermeye çalışan erkeklerden, onların bu girişimlerini sessizce benimseyen ve artık erkeklere gerek kalmayacak şekilde birbirlerine baskı yapan kadınlardan sıkıldım.
Oğlunu, onu mutlu etmekte görevli olan kocasının yedeği olarak görüp ondan kopamayan kaynanadan, bakkala göndermeye alışık olduğu erkek kardeşinin üzerindeki hakimiyetini kaybetmek istemeyen görümceden, ağzını açıp iki laf edemeyen ya da iki dakika ağzını kapatamayan gelinden, bu kaynana-görümce-gelin dik üçgeninin tepesinde acı çekerken herkesi hoş tutmaya çalışan damattan sıkıldım.
Menfaatler işin içine girince çirkefleşen kardeşlerden sıkıldım.
Hangi model olursa olsun giydiğim her ayakkabının ayağımı vurmasından sıkıldım.
.
Testosteron kokan politikadan; anlamı “kıt kaynakların verimli kullanımı”ndan zamanla “kıt kanaat geçinmek”e evrilen ekonomiden sıkıldım.
“Bireyler değil, şirketler önemlidir, beğenmiyorsan gidebilirsin, dışarıda bir sürü aday var,” diyen, sıranın bir gün kendisine de geleceğini akıl edemeyen müdürlerden sıkıldım.
Birisi sırf iyi futbol oynuyor ya da iyi şarkı söylüyor diye işini çok iyi yapan milyonlarca insandan yüzlerce kat daha iyi şartlarda yaşamasından sıkıldım.
Çin’de elli dolara üretildikten sonra fermuarı İtalya’da takılıp “Made in Italy” etiketi basılan çantanın yirmi bin dolara satılması bilgisi ortalıkta dolaşırken, bu çantaları almakta ısrar edenlerden sıkıldım.
“Hep siyah giyiyorsun, biraz renkli kıyafetler giysene,” cümlesinden, bunu diyen kişiye siyah kuşakla cevap vermeyi hayal edecek kadar sıkıldım.
.
Zekânın, saçma bir eğitim sisteminde çözebildiğin fen ve matematik sorularıyla ölçülmesinden sıkıldım.
Sesi en çok çıkanın en çok saygıyı görmesinden sıkıldım.
Bilmem ne galaksisindeki, bilmem ne gezegeninin karbon oranını bilen ama evinin yolunu bulamayan “nerd”lerden sıkıldım.
Star Wars’tan ve hayranlarından sıkıldım.
.
Mütevazılığı aptallık sananlardan sıkıldım.
Bir araya gelince sadece iş konuşarak, sohbet ediyor gibi görünürken birbirlerine gösteriş yapan erkeklerden; bir araya gelince sadece kocaları ve çocukları hakkında konuşarak arkadaşıyla kuracakları bir saatlik yakınlık uğruna ailesinin özelini harcayan kadınlardan sıkıldım.
Bir konuda uzman olana her konuda görüş sorulmasından sıkıldım.
“Nerelisin?” ve “Ne iş yapıyorsun?” sorularından fena halde sıkıldım.
Birine bebek sahibi olmanın nasıl bir şey olduğunu sorunca “Zor ama bir gülünce bütün yorgunluğun geçiyor,” yalanını uydurmasından çok sıkıldım.
Şu yaşıma geldim, hâlâ bir kedim olmamasından sıkıldım.
.
Barcelona’nın İstanbul’a, Madrid’in Ankara’ya benzetilmesinden, hem İstanbul’a hem de Madrid’e haksızlık edilmesinden sıkıldım.
Gırtlaktan çıkan sesleri yüzünden Arapça’ya burun kıvırırken, gırtlaktan çıkan sesleri olan İspanyolca’ya bayılan o botokslu ve dolgulu kadından sıkıldım.
Birileri anadilinden başka dil öğrenme gereği duymazken, bizim en az üç dili, ana avrat dümdüz gidecek kadar bilmemiz gerekmesinden, otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğu olmaktan sıkıldım.
Dünya halkları olarak ortak bir dilimiz olmayışından sıkıldım.
Evlatlarına, kendisinden başka bir şeyle meşgul olma imkânı vermeyen ülkede yaşamaktan sıkıldım.
Burada bırakıyorum artık, yazmaktan da sıkıldım.